|
|
 |
| MESAJ DEFTERİ |
|
|
|
|
| 4948 |
 |
|
HEMŞİN DE KÖY VE MAHALLE SINIRLARI İÇİNDE KALAN
OSMANLI VE CUMHURİYET TAPULU
ORMAN ARAZİLERİ MAL SAHİPLERİNE
İADE EDİLİYOR
TÜM HEMŞİNLİLERİN DİKKATİNE. ;AK Parti Rize Milletvekili Nusret Bayraktar, ay sonuna kadar çıkması beklenen 2B Yasası ile tapulu orman arazilerinin ücretsiz olarak sahiplerine iade edileceğini söyledi.
Rize Basın Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyen AK Parti Rize Milletvekili Nusret Bayraktar çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Ay sonunda çıkması beklenen 2 B Yasası ile bilgiler veren Bayraktar, “2B Kanun Tasarısı son aşamaya geldi. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na geldi. Son gözden geçirmelerini yapıyoruz. Komisyonda son şeklini vererek en geç önümüzdeki ay sonuna kadar çıkmış olacak” dedi.
Çıkartılacak yaşanın orman vasfını yitirmiş arazilerin vatandaşlara ücretli veya ücretsiz olarak devrini öngördüğünü belirten Bayraktar “Vatandaşımız halen 2B’nin ne olduğunu tam bilmiyor. 2 B Orman vasfını kaybetmiş, bir daha orman olma özelliği olmayan alanlardır. Mülkiyeti hazinede midir ormanda mıdır belli değildir. 2009 yılında çıkartılan yasa ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalarda orman vasfını kaybetmiş bir daha orman olmayacak alanlar hazine adına tescillenmiş alanlardır. Bu yasa Hazine adına mülkiyet sahibi belli olduğu içir tespit edilen alanların ha sahiplerine satışı ve devrini ön gören bir yasadır” diye konuştu.
Vatandaşların mağdur olmayacağı bir yasal düzenleme hazırladıklarını belirten Bayraktar, devir işlemlerinin bedelli ve bedelsiz olarak yapılacağını vurgula*** “Zamanında vatandaş tapulu mülk olarak satın almış. Ellerinde Cumhuriyet ve Osmanlı tapusu var. Geçen süreçte Orman, dava açıp 2B olduğu gerekçesiyle bu arazileri vatandaşın ellerinden almıştı. Vatandaşımız para ödeyerek satın aldığı bu arazilerini bir kez daha para ödeyerek almaları hak değil. Bu nedenle bir bölümü bedelli olacak bir bölümü bedelsiz olacak. Beledi satışta şu anki raiç bedelin yüzde 70’i alınacak. Bunun yüzde 20’si peşin tahsil edilecek. Kalanı ise 4 yılda 8 eşit taksitle ödenecek. Peşin ödeyenlere ise yüzde 20 tenzilat yapılacak. Tapusu olup ta tapusu iptal edilenlere arazileri bedava iade edilecek. 1945 ve 55 yılında devlet vatandaşın elindeki tapulu orman arazilerine el ko*** bunlar devletindir dedi. Eğer elde tapu varsa ve orman olarak kalacaksa veya devletin bir projesi gereği kullanılacaksa bu kez devlet o tapulu mülk sahibine günümüz değerleri üzerinden parasını ödeyecek. Bizim adalet anlayışımızda hiçbir vatandaşın mağdur olmamasına dikkat ediyoruz”
PAZAR 53 HABERİ
|
| Mesaj Tarihi : 2012-02-06 17:40:23 |
|
|
| 4947 |
 |
|
İŞTE ŞERİAT İÇİN PİLOT BÖLGE
Malatya’da başlanan uygulama “başarılı” olursa tüm Türkiye’de yürürlüğe girecek.
Hükümet, Medeni Hukuk’u rafa kaldırdı. Aile düzenini imamlar belirleyecek. Malatya’da başlanan uygulama “başarılı” olursa tüm Türkiye’de yürürlüğe girecek.
AKP; evlenme, boşanma, aile içi şiddet gibi “ayrıntıları gündeminden çıkarmak istiyor. Bunun için de Medeni Hukuk’u yok sayıp “aile birliğini” imamlara havale etti. Malatya pilot bölge seçildi.
İmamlar, çiftleri barıştırmak için “akıl” verecek. Çiftler ikna olmazsa oturup dua edecek. Proje tutarsa tüm Türkiye’de uygulanacak.
Malatya’da resmi kurumlar tarafından alınan ilginç kararlarla, aile hayatında yaşanan kadına yönelik şiddet ve boşanma gibi sorunlar, hukuk yerine din kurallarıyla çözülecek ve bu “çözümler” tüm Türkiye’ye örnek olarak sunulacak.
Malatya İl Genel Meclisi’nin geçtiğimiz ay aldığı “kadına yönelik şiddeti imamlara havale etme” kararının ardından Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü de ilginç bir projeye imza attı. Buna göre, boşanma aşamasında olan çiftler, mahkeme yerine “ak sakallı insanlara” gönderilecek. Malatya Emniyet Müdürlüğü, Belediye Başkanlığı ve İl Müftülüğü’nün ortak projesi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e sunuldu ve Şahin’den tam destek aldı.
AİLELERE DİN EĞİTİMİ VERİLECEK
“Koruyucu ve Kollayıcı Hizmetler” adlı projeye göre oluşturulacak komisyon, boşanmak isteyen ailelerin boşanmasını engelleyecek. Gelenek ve göreneklere bağlı “akil adamlar” ve “ak sakallı” insanların görev alacağı komisyon, çiftleri bir araya getirerek barıştırmaya çalışacak ve dini konularda bilinçlendirecek.
BAKAN PROJEYİ ÇOK BEĞENDİ
Projenin mimarı olan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Hidayet Bozkurt, Bakan Fatma Şahin’in projeyi çok güzel ve uygun bulduğunu belirterek, bu projenin tüm Türkiye’ye örnek olacağını savundu.
ERKEK MECLİSTEN KADIN KARARI
Malatya İl Genel Meclisi de 6 Ocak 2012 günü aldığı bir kararla kadına yönelik şiddeti imamlara havale etmişti. Hiç kadın üyesi bulunmayan il genel meclisinin ‘Kadın Hakları ve Eşitlik Komisyonu’ tarafından hazırlanan raporu değerlendiren üyeler, bir kadının şiddet görmesi halinde yargıya değil, din adamlarına başvurulması yönündeki öneriyi oybirliğiyle kabul etmişti. Raporda, “Eşler arasında yaşanan şiddet olaylarında, yaşananların mahkemeye taşınmadan evvel bölgenin ileri gelenleri ve toplum üzerinde etkisinin olduğuna şüphe duymadığımız din adamlarının arabuluculuk yapmasına imkân tanınacak düzenleme yapılmalı” ifadeleri yer alıyordu.
Geçtiğimiz günlerde Malatya’ya gelen Bakan Fatma Şahin, gazetecilerin soruları üzerine İl Genel Meclisi’nin aldığı kararı da desteklediğini açıkla***, bunun gerekli olduğunu savunmuştu.
MÜFTÜ’NÜN HABERİ YOK
Konuyla ilgili görüştüğümüz Malatya İl Müftüsü Hacı Yusuf Gül, müftülüğün de adının geçtiği “Koruyucu ve Kollayıcı Hizmetler” projesini bilmediğini belirterek, “Şu anda o konuyla ilgili bir bilgim yok. Belki bizi de düşünmüş olabilirler ama öyle bir komisyon toplanmadı, bir karar almadı” demekle yetindi.
KADIN ÖRGÜTLERİ TEPKİLİ
Kadın örgütleri, şiddet olaylarında din adamlarının veya başka kişilerin arabuluculuk etmesine karşı çıkarak, karara tepki gösterdi. Malatya Demokratik Kadın Platformu, daha önce yaşanan olayları örnek göstererek, “arabulucu barıştırmalarının” sağlıklı olmadığını ve birçoğunun cinayetle noktalandığını vurguladı.
Malatya Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Şeyda Öztürk de kararı sağlıklı bulmadığını belirterek, “Öncelikle laik ve bilimin de rol aldığı bir ülkede yaşıyoruz” dedi. Öztürk, bu kadar önemli ve detaylı bir konuda bilim adamları ve alanında uzman kişilerin bir tarafa bırakılmasının sonuç vermeyeceğini kaydetti.
Yurt Gazetesi |
| Mesaj Tarihi : 2012-02-04 22:01:06 |
|
|
| 4946 |
 |
| Kullanıcı Adı | : | lazuttel |
| Adı Soyadı | : | yakup yazıcı |
| Web Sayfası | : | http:// |
| Üyeye Mesaj Gönder | : |  |
|
TÜRK OLMAK;
Sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.
Hayatın sana verdiklerine “nasip”, vermediklerine “kısmet” demektir. her işin “hayırlısına” inanmaktır ve “feleğe” küfretmektir ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. eşkıyaya türkü yakmaktır, Türk olmak. milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir.
“Türk çayında radyasyon olmaz” yalanları ile, “gusül abdesti alana aids bulaşmaz” dolanları ile yaşamaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır. sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır.
Askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek.
Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, yaralısını sırtında kendi hastanene taşımaktır.
Milli maçta ağlamaktır. Ayhan işık’a, Belgin doruk’a aşık olmaktır.
Aşkı için ölmektir, öldürmektir. sevdiceğinin elini bir tez tutamadan, toprağa girmektir.
Türk , mostar’da köprüdür, kerkük’te kaledir, i̇stanbul’da kızkulesi’dir, anadolu’da buğdaydır, çukurova’da pamuktur, ege’de tütün, karadeniz’de fındık, trakya’da ayçiçeğidir.
TÜRK OLMAK ZORDUR!
derin hemşinli |
| Mesaj Tarihi : 2012-02-04 11:12:28 |
|
|
| 4945 |
 |
|
Halil İbrahim Sofrası
İnsanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken
Elalemin namusuna yan gözle bakmaz iken
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Daha çatal bıçak kaşık icat edilmemişken
İsmail'e inen koç kurban edilmemişken
Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna
Kapağı ver kulbu al kurbanı ne hiç soran yok
Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna
Kapağı ver kulbu al kurbanı ne hiç soran yok
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası
Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası
Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna
Kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok
Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna
Kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Ağzı açık gözü toklar buyursunlar baş köşeye
Kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeye
Nefsine hakim olursan kurulursun tahtına
Çalakaşık saldırırsan ne çıkarsa bahtına
Halat gibi bileğiyle yayla gibi yüreğiyle
Çoluk çocuk geçindirip haram nedir bilmeyenler
Buyurun sizde buyurun
Buyurun dostlar buyurun
Barış der her bir yanın altın gümüş taş olsa
Dalkavuklar etrafında el pençe divan dursa
Sapa kulba kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok
Sapa kulba kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok
Barış MANÇO |
| Mesaj Tarihi : 2012-02-01 17:02:43 |
|
|
| 4944 |
 |
| Kullanıcı Adı | : | hamayil |
| Adı Soyadı | : | Sakir Aksu |
| Web Sayfası | : | http:// |
| Üyeye Mesaj Gönder | : |  |
|
HER TÜRK VEYA KENDİNİ TÜRK HİSSEDEN HERKES BU YAZIYI ÇOK DİKKATLİ OKUSUN
Soner YALÇIN sonery@hurriyet.com.tr
Mehmet Âkif'i şaşırtacak benzerlik Milli şair Mehmet Âkif'e soruyorlar, “Tarih tekerrür eder mi?” Şair şöyle yanıt veriyor: “Hiç ibret alınsa tekerrür eder mi?” Mehmet Âkif bugün hayatta olsaydı, son yıllarda yaşadığımız olaylar hakkında ne düşünürdü? Ergenekon soruşturması, darbe iddiaları, ıslak imza, kozmik oda, Balyoz planları, EMASYA tartışmaları vs... Şair kuşkusuz derdi ki, “Ama biz bunların benzerini aynen yaşadık.” Nasıl mı? Okuyacağınız bugün yaşadıklarınızdır... KAFAMIZI Türkiye topraklarına sokarak olan biteni anlamamız zor. Dünyaya bakacağız; bir yaprak kımıldasa, bunun rüzgârının Türkiye'ye etkisini analiz etmeye çalışacağız. İşte o zaman çok karışık gibi gelen meselelerin ne kadar basit sebepleri olduğunu kavrayabiliriz. Gelin, Mehmet Âkif'in yaşadığı 20'nci yüzyıl başına gidelim. Tarihin tekerrür edip etmediğine bir bakalım. Biliyoruz ki büyük emperyal güçler arasındaki yeni sömürge pazarlarını kapma mücadelesi, Birinci Paylaşım Savaşı'na/Birinci Dünya Savaşı'na neden oldu. Osmanlı bu savaştan yenik çıktı. Galiplerin arasında en güçlü olan İngilizlerdi. İngilizler, Mezopotamya, Suriye ve Arabistan'ı Osmanlı'dan koparıp almak istiyordu. Kurmayı planladıkları kukla devletler arasında Ermenistan ve Kürdistan da vardı. Osmanlı idari yapısını, milliyet esasına göre parçalayıp federatif hale getirmeyi planladılar. Siyasi emellerinin yanında İngilizlerin, iktisadi amaçları da vardı. Birinci Dünya Savaşı başında Osmanlı'nın tek yanlı olarak kaldırdığı kapitülasyonları yeniden uygulamak istiyorlardı. Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye'nin denetimine vermek amacındaydılar. İngilizler biliyordu ki, Osmanlı siyasi yaşamında İttihatçılarla birlikte ordunun da büyük etkisi vardı. Ordunun siyasal düşüncesi belliydi; milliciydi. O halde tüm bunları yapabilmeleri için ordudaki ulusçu/milliyetçi komutanların tasfiyesi gerekiyordu. Önce bir kurnazlık yaptılar: Bir süre İttihat ve Terakki Hükümeti'yle çalıştılar. Ağır şartları onlara kabul ettirip, nüfuzlarını kırıp, bir daha iktidar olma olanağını ortadan kaldırmak için! Tam başarılı olamadılar. İçinde İttihatçıların bulunduğu İzzet Paşa Hükümeti'ne ağır şartları kabul ettiremediler; ancak bazı tavizler koparabildiler. Bunlardan en önemlisi Mondros Ateşkes Antlaşması'ydı. İngilizler, savaşta Hamidiye zırhlısıyla olağanüstü başarılar kazanan Rauf (Orbay) Bey'in imzaya gelmesini özellikle istediler. Başarılı komutanları halkın gözünden düşürmek istiyorlardı. Sonra tutuklayacaklar, sürgüne göndereceklerdi. Hepsini adım adım yapacaklardı... Darbe iddiasıyla başlayan tutuklamalar İngilizler, İttihatçıları kolay kullanamayacağını anlayınca, sertleşme politikası güttüler. Bunda İttihatçılara kin duyan Sultan Vahdettin'in de etkisi vardı. Sultan Vahdettin, İngilizlerin tertiplediği gerici 31 Mart (1909) olayının hazırlayıcılarından Derviş Vahdeti'nin kurduğu İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti'nin üyesiydi. Bir dönem perde arkasındaki ilişki artık açıkça ortadaydı. Vahdettin, İngilizlerin desteğiyle iktidarını güçlendireceğini ve düşman gördüğü ulusalcılardan tamamen kurtulacağını düşünüyordu. Bu nedenle İngilizleri de arkasına alarak İttihatçı hükümeti yıkıp, Tevfik Paşa Hükümeti'ni kurdurdu. Şimdi sıra İttihatçıların cezaevlerine tıkılmasındaydı. İngiliz ve Saray ittifakının elinde önemli bir gerekçe vardı: Savaş dönemindeki Ermeni ve Rum tehcirleri. Tehcir kararının altında imzası olan-olmayan tüm İttihatçılar cezalandırılmalıydı. 2500 kişilik bir tutuklama listesi hazırlandı. Ama önce... Meclis feshedildi. Basına sansür getirildi. Harp divanı kuruldu. Ve ardından gözaltılar, tutuklamalar başladı. Bunlar kısa sürede “cadı avına” dönüştü. Yeniden kurulan liberal-dinci ittifak partisi Hürriyet ve İtilaf, daha çok kişiyi tutuklamadığı için hükümeti uyuşuklukla itham eden bildiri yayınladı. Bu partinin yayın organı Peyam, Sabah ve Alemdar gazeteleri, daha çok İttihatçının tutuklanması için var gücüyle çalıştı. Sürekli hedef gösterdiler; İttihat ve Terakki'nin hemen kapatılmasını; partinin ileri gelenlerinin hemen tutuklanmasını istiyorlardı. Tehcire izin veren Diyarbakır Valisi Dr. Reşid'in cezaevinden kaçması bu çevreleri daha da saldırganlaştırdı. Yaptıkları mitingle bu kaçışı protesto ettiler. Sonunda bu kaçışla ilgili inanılmaz bir iddiayı ortaya attılar: İttihatçılar darbe yapacak! Vahdettin'in has paşası Ömer Yaver Paşa, İstanbul'daki İngiliz Yarbay Murphy'ye giderek, darbe olacağını, aman İstanbul'dan ayrılmamalarını rica etti. Murphy, Osmanlı paşasını gülerek dinledi. Zavallı Yaver Paşa bilmiyordu ki, bu iddianın ortaya atılmasını sağlayanlar İngilizlerdi. Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz sualsiz cezaevine konuldu. Milli Kongre'nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar gece yarıları pijamaları, terlikleriyle evlerinden alındılar. İttihat ve Terakki'nin tüm mallarına el konuldu. Sonra sıra subaylara geldi. İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi. Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların “darbeyi planladıklarını” gündeme getirdi. Bunların başında Enver Paşa'nın kurdurduğu istihbarat örgütü Müsellah Müdafaa-i Milliye vardı. Savaş döneminde İngilizlere zorluklar yaşatan Osmanlı istihbarat örgütü küçültülüp etkisizleştirilerek Harbiye Nezareti'ne bağlandı. Osmanlı'nın deniz kuvvetlerini güçlendirmek için kurulan Donanma Cemiyetleri Bahriye Nezaretleri'ne bağlandı. Jandarma, ordudan koparılarak Dahiliye Nazırlığı çatısı altına sokuldu. İleride tehlikeli olacağı düşünülen genç mektepli subayların rütbeleri indirildi. Amaç, istifaya zorlamaktı. İttihatçılar döneminde emekli edilen alaylı subaylar tekrar orduya alındı. Etkin görevlere getirildi. Emekli askerlerin kurduğu Nigehban Cemiyeti, basına verdikleri demeçlerde mektepli subaylara ağır hakaretler ettiler. Hukuk-u Beşer Gazetesi mektepli subaylar için “Haydut Başları” başlığını bile atacak kadar ileri gitti. İngilizler, Tetkik-i Hesabat ve Seyyiat Komisyonu kurdurarak, Harbiye Nezareti'nin kozmik odalarına girip tüm belgelerini didik didik ettirdi. Amaçları belliydi, orduyu küçültmek, halk üzerindeki etkinliğini kırmak. Orduyu sadece iç güvenlik örgütü olarak polis, jandarma ve muhafız kıtaları seviyesine getirmek istiyorlardı. Bu arada İngilizler ile Fransızlar arasında Jandarma'nın yönetimi kimin kontrolünde olacak tartışması çıktı. İnanması güç ama Saray'ın bırakın bunlara karşı çıkmasını, Vahdettin ve Damat Ferid Paşa ikilisi, ordu komutasını İngiliz subaylarına verme talebinde bile bulundular. İngilizler reddetti. Güvenilir başsavcı aranıyor Dönemin partisi Hürriyet ve İtilaf idi. Ülkenin dört köşesinde şubeler açan bu liberal-dinci ittifak partisi, artık hükümet olmak istiyordu. Ve nihayet, 4 Mart 1919'da Damat Ferid Paşa başkanlığında hükümeti kurdular. Bu hükümete, İngiliz ajanı Hüseyin Hilmi'nin gazeteci dostlarıyla kurduğu Sosyalist Fırka da destek verdi! Damat Ferid Paşa hükümetinin ilk yaptığı icraat, ulusalcıları yargılayan Divan-ı Harp mensuplarına yüksek maaş ödemek oldu. Bu arada Divan-ı Harp'in üyeleri sürekli değişti. Damat Ferid Paşa, Takvim-i Vekayi Gazetesi'ne “güvenilir bir başsavcı bulmakta zorlandıklarını” açıkladı. Yeni hükümetle birlikte yandaş medyadaki “Tutuklayın”, “Kapatın”, “Neden cezalandırmıyorsunuz” yayınlarında artış oldu. Alemdar gibi yandaş gazeteler, “Sehbalar bile bu adamlara layık değildir; kafalarının koparılması gerekir” diye yazdı. Liberal gazeteciler, Alemdar'da Refii Cevat (Ulunay), Peyam'da Ali Kemal “daha ziyade şiddet” diye makaleler kaleme aldılar. “Bu adamlar için ölümden daha hafif ceza aklımıza gelmiyor” diye yazdılar. Kamuoyu oluşturulduktan sonra istekleri yerine getirildi. Ermeni tehcirinde kusurlu bulunan Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey idam edildi. Fakat umulmadık bir olay gerçekleşti; yandaş medyanın “cani” olarak gösterdiği Kemal Bey'in cenazesine on binler katıldı. Hükümet cenazeye gidenler hakkında soruşturma açtı, içlerinde toplumun çeşitli katmanlarından doktor, tıp öğrencisi, subay, imam, tekke şeyhinin de olduğu bazı kişiler tutuklandı. Üsküdar mevki kumandanı cenaze törenini dağıtmadığı için görevinden azledildi. Eski defterler açılıyor İngilizler gündemi hep sıcak tuttu. Tehcir ve darbe iddiaları gündemden düşünce hemen yenisi bulundu; “eski defterler” açıldı. Örneğin, intihar eden veliaht Yusuf İzzeddin Efendi'yi Enver Paşa'nın öldürttüğü iddia edildi! Adliye Nazırı Sıtkı Bey hemen soruşturma açtırdı. Bu olay sıcaklığını kaybedince hemen yeni bir gündem yaratıldı: Sultan II. Abdülhamid tahtan indirildiğinde, içinde 1 milyon liralık mücevher bulunan çanta kaybolmuştu. Çantanın peşine düşüldü. Ayrıca Yıldız Sarayı'nı kimlerin yağma ettiği konusunda spekülasyonlar yapılmaya başlandı. Partiler, gazeteler bu suni gündemlerle oyalanırken, İngilizler emellerini tek tek gerçekleştirdi. Kapitülasyonları yeniden uygulamaya koydu. Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye'nin denetimine verdi. İttihatçıların yerli sermaye oluşturmak için kurdurduğu milli şirketlerin bazılarını tasfiye etti; bazılarının müdürlüklerine liberal isimleri getirdi. Levant Limited gibi şirketler kurdular; Vickers, Metropolitan Carriage, British Trade Corparation gibi şirketleriyle Osmanlı pazarına daldılar. Şirketlerde Türkçe kullanma zorunluluğunu kaldırdılar. Türk bankalarına İngiliz denetçi gönderdiler. Denetleme işi bitinceye kadar bankaları kapattılar. Türk Milli Bankası'nı ele geçirdiler. Kendileri yeni bankalar kurdular. Hıristiyanlara ait “emval-i metruke” sayılarak satılan mallar gibi birçok konu gündeme getirildi. Sultan Vahdettin o aralar Toros Tüneli'ne kafayı takmıştı. Tüneli yapmak için anlaşma yaptığı Alman ve Avusturyalılar kaçmıştı; “Ah İngilizler şu tüneli bir yapsa” diyordu. Tünel yapılıp bitirilince ne olacaksa? Diğer yanda... Osmanlı münevverleri olan biteni seyrediyordu; şaşkındı. Kurtuluş “reçeteleri” arıyordu. Çoğu bağımsızlığın Batı eliyle gerçekleşeceğine inanıyordu! Kimi ABD'nin sömürgeci olmadığına inanıp, Wilson Prensipleri Cemiyeti'ni kurdu. Kimi kurtuluşu İngilizlerin Osmanlı yönetimine el koymasında görüp İngiliz Muhipleri Cemiyeti'ne girdi. Halkına güvenen münevver sayısı parmakla sayılacak kadar azdı... Tüm bunlar olurken İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar Osmanlı topraklarını işgal etti. Taktik hep aynıydı: İngiliz basını, İzmir ve çevresinin uyduları Yunanistan tarafından ilhak edilmesi için yoğun bir “Barbar Türk” kampanyasına başladı. Bu yayınlara göre Türkler, Rumları yok etmek için gizli planlar yapıyordu! Ve hep ekliyorlardı: “Zaten bu barbar Türkler Ermenileri de katlettiler!” Bu gerekçe Batı basınının en etkili propaganda silahıydı. Sonra Yunanlılar İzmir'e çıktı. Batı basını yine Türkleri suçladı: “Türkler inatçı bir direnme gösterdi!” Peki İzmir işgali konusunda yandaş medya ne yazdı: “İngilizleri İstiyoruz.” Bu başlığı Alemdar Gazetesi başyazarı Refii Cevat attı. Osmanlı'yı her türlü beladan kurtaran İngilizlerin, bu işgalden de İzmir'i kurtaracağına inanıyordu! Teali-i İslam Cemiyeti ise işgalin hemen sonrasına rastlayan ramazan ayında, bazı memurların oruç yediğine, kimi kadınların tesettüre uymadığına dikkat çekip zabıtaların daha uyanık olmasını istedi. Saray ile Hükümet ise Paris Konferansı'na hangi bakanların gidip gitmeyeceği tartışmasını yaptı. Bu arada bir “anket” yayınlandı ve Müslüman halkın yüzde 60'ının İngiliz yönetimini istedikleri ortaya çıktı! Memnun olmayan birileri vardı: Mustafa Kemal ve bir avuç arkadaşı. Samsun'a çıktılar. Onu kısa bir süre sonra Mehmet Âkif gibi yurtseverler takip etti. Şimdi Mehmet Âkif hayatta olsaydı ve Türkiye'nin yaşadığı son yıllardaki olayları görseydi ne söylerdi acaba? “Hiç ders alınsa tarih tekerrür eder mi?” Yazarlar Arşivi Soner YALÇIN Tüm yazıları © Copyright Hürriyet |
| Mesaj Tarihi : 2012-01-29 11:29:34 |
|
|
| 4943 |
 |
| Kullanıcı Adı | : | lazuttel |
| Adı Soyadı | : | yakup yazıcı |
| Web Sayfası | : | http:// |
| Üyeye Mesaj Gönder | : |  |
|
ÇOK TARTIŞILAN GSS VE GELİR TESTİ
Konusunu herkesin anlayabileceği bir dille açıklamaya çalışacağım. Dilerim faydası olur…
1).01,01,2012 tarihi itibariyle herkes gss kasmamı içerisine girmek zorundadır.
2,) Devletin sağlık hizmetlerinden faydalananların bu yasa ile ilgisi yoktur. Hicbir yere yeni bir başvuru yapması gerekmiyor.
3.) Yeşil kartlılar vizeleri bitinceye kadar hiçbir işlem yapmayacaktır. Vizeleri bittikten sonra gelir testi yaptıracaklardır.
4.)Gelir kişi değil aile geliridir.Yani gerçek gelir belirlenen gelirin ailedeki kişi sayısına bölünmesi sonucu çıkan gelirdir.
5.)Başvurular kişinin ikametinin bağlı bulunduğu yerdeki “sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı” na yazılı olarak yapılacak.
6.) gelir dilimleri 3 guruba ayrılmıştır.1 geliri asgari ücretin 3te 1i ile asgari ücret arasında olanlar.2 asğeri ücretle asgari ücretin 2 katı arasında olanlar. 3 geliri asgari ücretin iki katından fazla olanlar (asgari ücret 886 tl dir.)
7.)1, gurup 35 tl 2, gurup 106 tl 3,gurup 212 tl ödeme yapacak,
8.)Hicbir başvuru yapmazsanız 212 tl üzerinden borçlandırılacaksınız. 9.)Kişi başı gelirini asgari ücretin 2 katından (1772tl)olarak beyan edenler için gelir testi yapılmayacaktır.
10.)Gelir testi sonucu kişi başı geliri 295 liranın altında olanların primleri devlet tarafından ödenecektir.
Konu hakkındaki görüşüm :
Bu uygulama geç kalınmış doğru bir uygulamadır.En azından o çok eleştirdiğimiz “zenginler yeşil kart alıyor”sorununu bitirecektir. Ayrıca bu uygulama ile kaçak (sigortsız) işçi çalıştırmanın da sonunun geleceğine inanıyorum. |
| Mesaj Tarihi : 2012-01-20 18:07:23 |
|
|
| 4942 |
 |
|
Genç Arkadaşlarımıza sesleniyoruzHemşin gençlerine acizane tavsiyelerim.
Hoşgörü içinde,dürüstlük ilkeli bir zihniyetten uzaklaşmadan,her turlu düşünceyi olgunlukla dinlemek,kendilerini her turlu bilgi ile donatarak.
hem Hemşin hem de ülke meseleleri ile yakından ilgilenmeleri gereğini
anlamalarıdır.
05.01.2006
Yaşar SAYIM |
| Mesaj Tarihi : 2012-01-19 22:00:36 |
|
|
| 4941 |
 |
|
Karaldan Rize gündemiyle ilgili ilginç sözler
Çaykur'a 5 bin işçi sözü ne oldu? Çakma Ayder hakkında bilgisi var mı? Kaçkar'da çocuk doktoru neden yok? İŞTE KARAL'IN CEVAPLARI:
Mustafa ÖZYANIK
AK Parti Rize Milletvekili Hasan Karal Rize’den yayın yapan Kaçkar TV’de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin konularda açıklamalar yaptı.
ÇAKMA AYDER VAR MI?
Geçtiğimiz hafta içerisinde Rize Üniversitesi Pazar Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Şengül Alpay Karaoğlu’nun, basına yansıyan, ‘İsrail’de yeni bir Ayder oluşturuluyor’ açıklaması ile ilgili konuşan AK Parti Rize Milletvekili Hasan Karal “Yeni gündeme girdi. Biz de takip ediyoruz. Olayı bilemiyoruz tam anlamıyla. İddia var, araştırıyoruz. Yasal açıdan yapılması gerekenleri yapacağız. Milli zenginliklerimizin yasadışı yollarla heba edilmesine müsaade etmeyiz. Olay basına yansıdıktan sonra biz de duyduk takip ediyoruz.” dedi.
HES PROTESTOSUNDA BULUNANLARIN BİRÇOĞU PROVOKATÖR
Rize’de yürütülen HES projeleri ile ilgili yapılan protestolar hakkında açıklamalarda bulunan Karal “Protesto yapanlar ideolojik kesimler. Bu işi kullanıp tartışma zemini hazırlıyorlar. İyi niyetli olanlar vardır ama bunlar içinde provokatörler var. Çirkin işler yapılıyor. Duyumlarımız, bilgilerimiz var. HES’leri yaparken doğayı katletmeyip çevreyi de koruyacağız. Dengeli ***üreceğiz bu süreci.” ifadelerini kullandı.
ÇAYKUR’A İŞÇİ ALIMI YOK
Çaykur’a yeni istihdam sağlama açısından seçim öncesi verilen sözlerle ilgili kendisine yapılan hatırlatmalara cevap veren Karal “Emekli olmayanlar maddi külfet oluyorlar. Emekli olmuyorlar. Zorla emekli de yaptırtamayız. Emekli olduktan sonra yeni istihdam gündeme gelebilir. Çaykur mevcut haliyle hazine desteğine ihtiyaçtır. Böyle bir kuruluşun mevcut külfetine yeni bir külfet eklemek ne kadar akılcıdır.” diyerek iş umudu olanlara kötü haber verdi.
KAÇKAR HASTANESİNDE DOKTOR YOKSA RİZE’YE GİTSİNLER
Hamidiye’de yapılan Kaçkar Devlet Hastanesi’nde yaşanan doktor sıkıntısı ile ilgili de ilginç değerlendirmelerde bulunan AK Parti Rize Milletvekili Hasan Karal “Acil olarak 3–4 tane doktor gelmesine çalışıyoruz. Doktorun durmaması genelde ülke sorunudur. Rize doktor sayısından çok şanslıdır. Kaçkar Devlet Hastanesi’nde doktor yoksa Rize’de vardır. Vatandaşımız oraya gitsin. Çocuk doktoruna ihtiyaç var 1 tane. Dâhiliye uzmanı 1 tane var. Bu konuda çalışmalar yürütüyoruz.” diye konuştu.
Milletvekili Hasan Karal ilçelere fakülte yapılması konusundaki soruları ise cevapsız bıraktı.
pazar53
müslüman insan yalan konuşmaz gerile gerile her gıttıgı yerde caykura işçi alacagım 5 bın kısı dıye hemşinun kotasıda yokmi şimdiiii |
| Mesaj Tarihi : 2012-01-15 14:25:16 |
|
|
| 4940 |
 |
| Kullanıcı Adı | : | lazuttel |
| Adı Soyadı | : | yakup yazıcı |
| Web Sayfası | : | http:// |
| Üyeye Mesaj Gönder | : |  |
|
Cebin haysiyetinin önüne geçmesin!!!
Yahudiler Hitlerin elinden kurtulduklarında hiçbirşeyleri kalmamıştı .
Bırakın devlet kurmayı yiyecek ekmekleri dahi yoktu . Ancak uluslarası
camia Almanyanın soykırım yaptığını kabul ettiğinde yahudilere
tazminat yolu açılmış oldu . Yahudiler açtıkları davalarla neredeyse
tüm Alman şirketlerini ve Alman bankalarını tazminata mahkum ettirdi .
Bugün satılan bir Mercedes'ten bile belli oranda İsrail hükümetine pay
gidiyor ve bu durum gizli değil, zaman zaman gündeme geliyor.
İsrail bugün dünyanın en zengin ülkelerinden biri . Ülkelerinde nükleer
reaktörlerden tutun en son teknolijiye sahip uçak fabrikaları bile var .
Ancak Hitler döneminde dünyanın en zengin ve en gelişmiş ülkesi olan
Almanya bir dönem toparlanmış gibi görünse de belini doğrultamadı.
Ekonomisi son 10 yıldır gittikçe kötüleşiyor .
Ermenistan çok fakir bir ülke. Hiçbişeyleri yok. Açlar. Sanayileri,
markaları hiçbirşeyleri yok . Avrupanın lider ülkesi Fransa'nın bu
soykırımı tanıyıp bize tazminat davası açılması yolunu açması bir anda
tüm diğer ülkelere sıçrayacak. Şu an ciğerci kapısında bekleyen
kediler gibi ellerinde dosya bekleyen Ermenistan hükümeti açacağı
binlerce tazminat davası ile Türkiyeyi çok zor duruma düşürecek.
Zaten belimiz kurulduğumuz günden beri bükük duruyor, bu tazminatlar
Osmanlıyı çökerten kapitilasyonlar gibi bizi de çökertecektir ..
Fransız markalarından alışveriş yapma, 3 kuruş fazla ver, 2 adım
fazla yürü başka marka kullan. Cebin haysiyetinin önüne geçmesin |
| Mesaj Tarihi : 2012-01-14 20:52:51 |
|
|
| 4939 |
 |
| Kullanıcı Adı | : | rustu |
| Adı Soyadı | : | rüştü karateke |
| Web Sayfası | : | http:// |
| Üyeye Mesaj Gönder | : |  |
|
11 Ocak 2012 ÇARŞAMBA
Resmî Gazete
Sayı : 28170
BAKANLAR KURULU KARARI
Karar Sayısı : 2011/2653
Rize İli, Hemşin İlçesinde bulunan ve ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın “Hemşin Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edilmesi; İçişleri Bakanlığının 20/12/2011 tarihli ve 31302 sayılı yazısı üzerine, 5393 sayılı Belediye Kanununun 73 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 27/12/2011 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Abdullah GÜL
CUMHURBAŞKANI
Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan
B. ARINÇ A. BABACAN B. ATALAY B. BOZDAĞ
Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı
S. ERGİN F. ŞAHİN E. BAĞIŞ N. ERGÜN
Adalet Bakanı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Avrupa Birliği Bakanı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı
F. ÇELİK E. BAYRAKTAR A. DAVUTOĞLU M. Z. ÇAĞLAYAN
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çevre ve Şehircilik Bakanı Dışişleri Bakanı Ekonomi Bakanı
T. YILDIZ S. KILIÇ M. M. EKER H. YAZICI
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Gençlik ve Spor Bakanı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Gümrük ve Ticaret Bakanı
İ. N. ŞAHİN C. YILMAZ E. GÜNAY M. ŞİMŞEK
İçişleri Bakanı Kalkınma Bakanı Kültür ve Turizm Bakanı Maliye Bakanı
Ö. DİNÇER İ. YILMAZ V. EROĞLU
Milli Eğitim Bakanı Milli Savunma Bakanı Orman ve Su İşleri Bakanı
R. AKDAĞ B. YILDIRIM
Sağlık Bakanı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı
Kroki ve Liste için tıklayınız.
|
| Mesaj Tarihi : 2012-01-11 15:25:39 |
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
 |
Site kurucu sahibi Cemal İnceoğlu.
www.hemsinli.com daki hiç bir materyal izinsiz kullanılamaz.
|
|
 |
|
|
|