|
SÖZÜN BITTIGI YERDEMIYIZ ...!
2007 yilindan ndan itibaren tirmanisa geçen bölücü PKK terörü ile ilgili
tartismalar ve olusan toplumsal gerilim “bu meselede Türkiye’nin artIk
biçak kemige dayandi ve sözün bittigi yerde” oldugunu göstermektedir.
Türkiye’nin esas olarak 200 yillik bir geçmisi olan Dogu meselesi onlarca
ayaklanmadan sonra en son PKK’nin 1984 yilinda baslattigi silahli propaganda
dönemi ile otuz yila yaklasan “düsük yogunluklu savasla” kirilma noktasina
gelmis bulunmaktadir.
Meselenin birçok sosyal/siyasal/kültürel/tarihsel boyutu olmasina ragmen son
otuz yila yaklasan süreçte bu meselenin birinci öncelikli tartisma ve kritik
konusu terör ve bu baglamda “dökülen kan” üzerinde yogunlasmistir Bu yazida
bu meselenin en çok tartisilan ve diger boyutlarinin özgürce
tartisilabilmesi için kimilerince bir ön sart olarak öne sürülen silahli
terör boyutunu bölgede yaptigimm çiplak ve basit gözlemlere dayanarak ele
alacagim. Bu gözlem ve izlenimlere dayanarak pesinen sunu iddia edebilirim
ki güvenlik kuvvetlerinin PKK terör örgütü ile yaptigi silahli mücadele,
bölgenin sosyo-ekonomik sartlari ayni kaldigi sürece bitmeyecektir! Son otuz
yil içinde defalarca “sözün bittigi yere” gelmemize ragmen bir türlü terörün
bittigi noktaya gelemedik!
Kürt siyasi hareketinin ve onun çözüm önerilerine yakin duranlarin ileri
sürdügü argümanlari kastederek terörün bitirilmesi gerektigini ileri
sürenlerden degilim. Terörün minimize edilmesinin askeri ve teknik
kosullarini yaratmak devleti yönetenlerin birinci hedefi olmalidir. Bunun
için ise terörün yeserdigi toplumsal ve ekonomik sartlarin irdelenmesi ve bu
sartlarin terör üretecek mekanizmalardan yoksun birakilmasi gerekmektedir.
Van, Hakkâri, Agri, Mardin, Sirnak, DiyarbakIr, Idgir, Adiyaman ve Bitlis
illerine defalarca yaptigim seyahatlerde çok ilginç bazi gözlemler yaptim.
Bu gözlemlerimi sadece gördüklerimden degil, yöre insaniyla kurdugum
iletisimden edindigim izlenimlerle de perçinlemis bulunuyorum.
Söz konusu bu illerde yapilan ve adeta yeni bir sektör haline gelmis
bulunan akaryakit ve bazi endüstriyel mallarin kaçakçiligi devasa boyutlara
ulasmistir. Bu kaçakçilik, AKP hükümeti ile birlikte neredeyse devlet
denetiminde ve kontrollü olarak yapilmaktadir!
Ulus-devlet modelinin, basbakanin “Türkiyelilik ve etnik mozaiklik”
söylemleri ile siyaseten tartisilarak asindirildigi günümüzde, bu modelin
olusmasinda olmazsa olmaz sartlarindan ulusal pazarin Türkiye’nin bu
cografyasinda delik desik edildigi ve adeta bu bölgenin ulusal pazarimizin
disina çikarildigini dehsetle gözlemledim.
Bölgede binlerce kamyon, otobüs ve diger ticari araçlar hiçbir tasimacilik
faaliyetinde bulunmadan bos bir sekilde kaçak akaryakitin getirildigi sinir
ilçelerine gidip depolarini doldurmakta ve Van gibi büyük merkezlere getirip
bu akaryakiti depolarindan çektirerek satmaktadirlar! Bu sirada eroin gibi
narkotik mallar da büyük partiler halinde ülkemize sokulmaktadir! Halk
arasinda özellikle Van’da uyusturucu paralari ile yükselmis zengin bir
“sosyal siniftan” söz edilmektedir. Öyle ki bu durum argo tabirle söyle
ifade edilmektedir: “Bir kilo toz: bir otobüs”!
Bu kaçakçIlIk devletin jandarmasI ve polisi önünde açIkça yapIlmaktadIr!
Devlet akaryaktIn sadece arabanIn deposu harici kaplarda tasinmasina engel
olmaktadir! Bu dehsetli kaçakçilik faaliyetini görünce bu islerden anlayan
birine sunu sordum;
- Bu kadar çok akaryakit sinirdan nasil geçiriliyor?
Cevap enteresandi! “Bir keresinde gözlerimle gördüm.” dedi. “Van’in Özalp
ilçesinde Iran sinirnda bine yakin at ve katir sirtinda varillerle mazot ve
benzin getirdiler!”
Duyduklarim kadariyla bölgede özellikle Özalp ve Baskale ilçelerinde
binlerce at ve katirdan olusan filolar var. Bu filolar daglik bölgede
Iran’dan getirilen akaryakiti alip, ilçe merkezine yakin bir yere getirip,
burada kendilerini bekleyen kamyon ve otobüslerin depolarina naklediyorlar.
Sinir güvenliginden sorumlu jandarma ve diger güvenlik personelinin tamamen
gözü önünde yapilan bu kaçakçiliga terör örgütü ve narkotikle ilgili bir
sikâyet veya istihbarat olmayinca müdahale edilmiyor. Böyle bir sikâyet veya
istihbarat durumunda ise, müdahale edilecegini önceden haber alan kaçakçilar
at ve katirlari öylece terk edip kaçiyorlar. Jandarma ise at ve katir
filosundaki akaryakita el koyuyor. Katir ve atlari serbest birakiyor. Bu
faaliyet böylece sürüp gidiyor!
Dogudaki bu illerde sanayi siteleri ve hatta evlerde bidonlarla kaçak
akaryakit satiliyor. Açikça iddia ediyorum ki, bölgede kullanilan
akaryakitin en az yüzde 90’i kaçak akaryakittir!
Yanlis sanayilesme ve tarim politikalari sonucu bölge insaninin yoksulluga
ve sefalete terk edilmesinin faturasi; mevcut hükümet tarafindansinirlari yolgeçen hanina çevrilerek, bölge ekonomisinin “kaçakçilik sektörüne” teslim
edilmesi suretiyle milli pazarimiza ve ekonomimizden çikarilmaktadir.
Güneydogu’da ve özellikle Suriye ve Irak sinirina komsu illerde ise çay,
sigara ve diger endüstriyel mallarin kaçakçiligi ön plana çikmaktadir. Bu
her iki tür kaçakçilik faaliyetlerinden elde edilen büyük paralar ise terör
örgütü PKK’nin kasasina girmektedir.
Adiyaman, Urfa, Gaziantep ve Mardin gibi illerimizde neredeyse yerli çay
tüketilmemektedir. Gida uzmanlarinin her türlü saikli uyarilarina ragmen
kaçak yollarla PKK örgütü vasitasiyla ülkemize sokulan Hindistan menseli bu
kaçak çaylar yörede açikça satilmakta ve yogun bir sekilde tüketilmektedir.
Hatta devletin gözü önünde marketlerin camlarsna “kaliteli kaçak çay
bulunur” ?eklinde yazi asilabilmekte! Ulusal ekonomimizin en önemli
endüstriyel üretim kalemlerinden biri olan ve dünya çapinda kaliteli oldugu
kusku ***ürmez Türk çayi bu bölgeye girememektedir.
Basbakan Erdogan partisinde yüzden fazla Kürt kökenli milletvekili oldu?unu
belirterek bununla övünmektedir. Ancak o “Kürt” kökenli milletvekillerinden
kendi bölgelerine yönelik, merkezi yönetimden kalici ve kalkinmaci
politikalar talep ederek üretim ve istihdam meselesine çözüm getirmek
konusunda bir çaba göremiyoruz ne yazik ki! Onlarin bölgelerine
gittiklerinde araçlarinin depolarini kaçak akaryakitla doldurduklarindan ve
Ankara’daki evlerine her gün düzenli olarak kaçak çay demlediklerinden
eminim! Kaçak akaryakit ve çaya ödedikleri paranin önemli bir kismi PKK ve
Barzani aiiretinin kesesini doldurmakta! PKK’ya giden bu paralar ise Türk
askerine kursun olarak geri dönmektedir!
Kaçakçilik faaliyetleri bölgede bu hükümet döneminde ayyuka çikmistir. Bölge
bu faaliyetler ile adeta Türkiye ekonomisinden bagimsiz hale gelmistir.
Devlet bölge illerinden vergi ve elektrik parasi gibi alacaklarini tahsil
etmedigi gibi kaçakçiliga göz yumarak milli birligimizi ekonomik boyutta da
parçalanmasina zemin hazirlamaktadir! Devlet çok basli bir canavar gibi bir
basiyla terör örgütünün finanse eden kaçakçiliga çesitli sosyal gerekçelerle
göz yummakta iken, diger basiyla terörü ezecegini ileri sürmektedir! Kuzey
Irak’taki korsan fabrikalarda üretilen, PKK tarafindan organize bir sekilde
ülkemize sokulan kaçak sigara ve çay gibi ürünler Ankara ve Istanbul gibi
büyük sehirlerin pazarlarinda rahatlikla alici bulabiliyor.
Terör örgütünün faaliyet gösterdigi bölgede uzmanlarin iddialarina göre
birkaç milyar dolarlik organize kaçakçilik faaliyeti var. Bu faaliyetlerden
PKK’nin kasasina her yil düzenli olarak en az 500 milyon dolar girmektedir!
Yani PKK bölgede milli ekonomimizin disinda defakto olarak olusan bu devasa
ekonomik faaliyetten bir nevi vergi alarak beslenmektedir. Diger tüm
boyutlarini bir tarafa birakarak sadece bu durum bile PKK terör örgütünün ne
tür bir bataklikta yeserdigini göstermektedir. Terör örgütünün tüm diger
istekleri yerine getirilse bile sirf bu mali kazancin? kaybetmemek ve bu
ranti paylasmak için terörün bitmemesinden daha dogal ne olabilir ki!
Elindeki silahla sinir boyundaki daglari kontrol ettigi için yapilan her
türlü yasal ve yasadisi ürün kaçakçiligindan yilda 500 milyon dolar gelir
elde eden bir örgüt neden elindeki silahi birakarak kendini tasfiye ettirsin
ki?
Ideolojik amaç güden silahli bir örgütün faaliyetlerini yürütebilmesinin
asgari kosullari Türkiye’nin bu bölgesinde mevcuttur. Üstelik bölgeye komsu
Kuzey Irak’taki defakto siyasi olu?sum bu örgüte genis bir manevra, lojistik
ve güvenli alan sailamaktadir. Örgüt bu konjektürü ve elindeki silahli gücü
kendi stratejilerine uygun bir sekilde kullanarak Türkiye’yi sadece kendi
ile degil Türkiye’de ve tüm bölgede yasayan Kürtlerle karsi karsiya
getirmeye ve esas itibariyle bir iç savasa yol açacak provokasyon
yapmaktadir. Bu kosullarin ortadan kaldirilmasi terör örgütünün yarattigi
güvenlik sorununun minimize olmasini saglayacaktir. Ancak adi konusunda
henüz bir mutabakat olmayan bu soruna ister Kürt, ister Güney Dogu ya da
ister PKK sorunu deyin bu sorun sadece bir terör sorunu degildir! Bu etnik
ayrilikçi terör minimize olsa bile siyasi ve sosyal olarak etnik
ayrilikçilik sürecektir. Dis macunu tüpten çikmistir geri sokulmasi artik
imkânsizdir! Terör örgütünü en siddetli askeri teknikleri de kullanmak
suretiyle yok etmeliyiz. Her gün sehit cenazeleri kaldirmaya tahammülümüz
kalmadi artik.
Ibrahim DILMAÇ
Ibrahim DILMAÇ kardesim, Güney Dogu Sorun unu bukadar net gerçekleri de göz önüne serdigi için ve bu sorunun gerçek somut çözüm seklini de net bir sekilde belirttigi için tekrar sahsina sonsuz tesekkür etmegi bir borç bilirim.Bu görüslerine aynen katiliyorum.sukadarini da ben iave edebilirim.Son 80-85 yil öncesi Osmanli döneminin sinirlari içinde serbes olan bu Ticari faaliyetler, günümüzde Türkiyenin güney siniri olarak boydan boya mayinlandigi için,bu bösgedeki ticaret günümüze kadar daglardan kaçakçilik seklinde devam etmektedir..Bu insanlarimizi asla suçlamaya hakkimiz yoktur. Halen daha da kaçakçilik seklinde ticaret yapmak mecburiyetindedirler.Çözüm derhal ilgili kanunlar çikartilarak GÜNEY DOGU ANADOLU DA SERBEST TICARET BÖLGELERI yeniden hayata geçirilmelidir.Sayin Dilmaçin da belirttigi gibi pkk ye akan paralar T.C . Devletimizin hazinesine gelir olarak girer ve pkk kursunu olarak Mehmetçigimize sikilmasinin da önüne geçilir.
Saygilarimla Cemal INCEOGLU
|